
Kanal 67 ve Kilimli Haber’in sahibi Yasin Aygün’den net mesaj: “Bizi başkaları yönetmiyor, başkalarının söyledikleriyle de hareket etmiyoruz. Doğru bildiğimiz yolda haberciliğimizi yapmaya devam ediyoruz.”
Şimdi Zonguldak’ta bazıları ağlamaya başlamış. Kiminin derdi para, kiminin derdi haberlerimiz, kiminin derdi ise söylediklerimiz… Ancak şunu en başından söyleyelim: Biz ne ağlama duvarıyız ne de burası günah çıkarma kilisesi!
Kimin neden ağladığına, kimin neyi dert edindiğine anlam vermeye çalışmıyoruz. Ama ortalıkta bu kadar şikâyet varsa, insan sormadan da edemiyor: Nedir bu telaş, nedir bu bitmek bilmeyen yakınmalar?
Öncelikle bir konuyu yeniden hatırlatalım. Bize ait olan iki gazete var: Kanal 67 ve Kilimli Haber. Her iki gazetenin de tek sahibi Yasin Aygün’dür. Dün de böyleydi, bugün de böyle.
Bu yayın organlarını başkaları yönetmiyor. Başkalarının talimatlarıyla hareket etmiyor, başkalarının söylediklerine göre yön değiştirmiyoruz. Doğru bildiğimiz yolda, kendi habercilik anlayışımızla yayın yapmaya devam ediyoruz.
Elbette yapılan haberlerin muhatapları olabilir. Haberi beğenen de olur, eleştiren de… Herkesin kendi görüşü kendisini bağlar. Ancak birilerinin rahatsızlık duyması, bizim yayın çizgimizi başkalarının istediği şekilde değiştireceğimiz anlamına gelmez.
Gelelim ortalıkta dolaşan şikâyetlere…
Bazıları hem siyaset yapıyor hem ticaretle uğraşıyor. Bazıları belediye başkanlığı görevini yürütürken ticaretle de ilgileniyor. Birileri eski siyasetçi olmasına rağmen müteahhitlik yapıyor, bir başkası eski ilçe başkanı olarak ticari faaliyetlerini sürdürüyor.
Ancak ne hikmetse hepsinin dilinde aynı şikâyet: Parasızlık!
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor: Kardeşim, ticaretten para kazanamıyorsan neden bu işi yapmaya devam ediyorsun? Ticaretin amacı kazanç elde etmek değil mi? Elbette her işte zarar etmek de var, ekonomik sıkıntı yaşamak da… Buna kimsenin itirazı yok.
Ama hem siyasetin içinde olacaksın hem ticaret yapacaksın hem de sürekli parasızlıktan yakınacaksın. O zaman insan sormaz mı: Madem bu kadar sıkıntı yaşıyorsun, neden yaptığın işlerin başında durmaya devam ediyorsun?
Üstelik siyaset de ticaret de emek, sorumluluk ve mücadele gerektiriyor. Her iki alanda da bulunmayı tercih edenlerin, karşılaştıkları zorlukları da göze alması gerekiyor.
Bizim derdimiz kimsenin kazancı ya da kaybı değil. Ancak sürekli şikâyet edenlerin, bir yandan da aynı düzenin içinde kalmaya devam etmesi dikkat çekiyor.
Asıl mesele de burada başlıyor.
Bir yandan ağlayıp sızlanacaksınız, diğer yandan yaptığınız işlere devam edeceksiniz. Bir yandan şikâyet edeceksiniz, öte yandan aynı kulvarlarda koşmayı sürdüreceksiniz.
Sonra da yapılan haberlerden rahatsız olup sağda solda yakınacaksınız.
Kusura bakmayın ama biz kimsenin dert dinleme makamı değiliz. Bize anlatılanların dışında, ortalıkta başka yerlerde de benzer yakınmaların dile getirildiğini görüyoruz.
Bir de haberlerimizin ardından başkalarını arayıp “Beni yazıyorlar, hakkımda haber yapıyorlar” diye şikâyet edildiğini duyuyoruz.
Buradan açıkça söylüyoruz: Haberlerimizin muhatabı biziz!
Bir haberle ilgili söyleyeceğiniz bir şey varsa, bir yanlışlık olduğunu düşünüyorsanız ya da cevap vermek istiyorsanız doğrudan bizi arayabilirsiniz. Elbette bunun için aramaya ve konuşmaya hazır olmak gerekir.
Başkaları üzerinden mesaj göndermeye, sağda solda şikâyet etmeye gerek yok. Söyleyecek sözünüz varsa muhatabına söyleyin.
Bir başka konuya da küçük bir not düşelim.
Bazı konularda, bazı kişilere yönelik el altından yürütüldüğü konuşulan ilişkiler ve destekler hakkında da bilgimiz olduğunu belirtelim. Kimin, kime, ne kadar ve hangi yollarla ulaştığına ilişkin duyum ve bilgiler kulağımıza geliyor.
Şimdilik bunları haberimizin konusu yapmıyoruz. Bizi ilgilendirmediğini düşündüğümüz meseleleri sırf konuşuluyor diye gündeme taşıma niyetinde değiliz.
Ancak bilinmesini isteriz ki her şeyden habersiz de değiliz.
Bu konuda herkesin kendi payına düşeni almasını bekliyoruz.
Şimdi gelelim eskilerden bir hikâyeye…
Babalarımızın paçalı don giydiği dönemleri hatırlayanlar vardır. Bugün adına boxer denilen iç çamaşırlarının o dönemlerde farklı modelleri vardı. Ön taraflarında da düğmeler bulunurdu.
Günün birinde bir adam evde donuyla dolaşırken küçük oğlu babasına seslenir:
“Baba, baba! Şeyin görünüyor!”
Adam eğilip bakar. Sonra birden gülmeye başlar. Oğluna dönerek şöyle der:
“Oğlum, bu bir şey değil… Daha ucudur, ucu!”
İşte bazen insanın anlattığıyla ortaya çıkan gerçek arasında böyle bir fark olur. Birileri meselenin tamamını gördüğünü zanneder, oysa gördüğü yalnızca başlangıçtır.
Biz de bu hikâyeyi burada bırakalım. Herkes kendi payına düşen anlamı çıkarsın.
Son sözümüz açık ve net.
Kanal 67 ve Kilimli Haber’in sahibi bellidir. Yayın politikamız bellidir. Habercilik anlayışımız bellidir.
Bizi başkalarının yönettiğini düşünenler de başkalarının sözleriyle hareket ettiğimizi zannedenler de yanılıyor. Biz kendi bildiğimiz yolda, doğru bildiğimiz haberciliği yapmayı sürdüreceğiz.
Birileri ağlamaya devam edebilir. Birileri şikâyet edebilir. Birileri haberlerimizden rahatsız olabilir.
Ancak kimse bizden başkalarının istediği gibi hareket etmemizi beklemesin.
Biz ağlama duvarı değiliz. Dert anlatmak isteyenin de, haberlerimize cevap vermek isteyenin de muhatabı bellidir: Yasin Aygün.
Ve son noktayı eskilerin sözüyle koyalım:
“Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az!”

GÜNDEM
1 saat önceSİYASET
2 saat önceGÜNDEM
4 saat önceSİYASET
8 saat önceSİYASET
8 saat önceÖZEL HABER
9 saat önceGÜNDEM
11 saat önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.