KİLİMLİ’DE HUKUKA MEYDAN OKUMA İDDİASI
ALTUN’A KANUN İŞLEMİYOR MU?
Kilimli Belediyesi’nde uygulamaya konulan parmak izi ve yüz tanıma sistemi, sadece bir “mesai takibi” meselesi olmaktan çıktı; doğrudan hukuka meydan okuma tartışmasına dönüştü. Belediye Başkanı Kamil Altun’un, çalışanların biyometrik verilerini işleyen sistemi sürdürmesi, açık yasal düzenlemelere ve yüksek yargı kararlarına rağmen devam ediyor.
Ortada ağır bir iddia var: Kanunlar görmezden mi geliniyor?
Türkiye’de biyometrik veriler, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) kapsamında “özel nitelikli kişisel veri” olarak tanımlanıyor. Kanunun 6. maddesi açık: Bu tür veriler, ancak çok sınırlı hallerde ve sıkı güvenlik önlemleriyle işlenebilir. Gelişi güzel, rutin mesai takibi için kullanılması ise hukuka uygun kabul edilmiyor.
Dahası, KVKK’nın 4. maddesinde yer alan “hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olma”, “belirli, açık ve meşru amaç” ve en kritik olarak “işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma” ilkeleri açıkça ihlal ediliyor. Mesai takibi gibi basit bir amaç için parmak izi ve yüz tanıma gibi ağır veri işleme yöntemlerine başvurulması, “ölçülülük ilkesine” aykırı bulunuyor.
Bu durum yalnızca kanunla sınırlı değil.
Anayasa Mahkemesi de benzer uygulamalara ilişkin verdiği kararlarda, biyometrik verilerin zorunlu ve orantılı bir gerekçe olmadan kullanılmasını hukuka aykırı buldu. Yüksek Mahkeme, alternatif yöntemler (kartlı geçiş, imza vb.) varken çalışanların biyometrik verilerinin alınmasını özel hayatın gizliliği hakkının ihlali olarak değerlendirdi.
Ayrıca, Kişisel Verileri Koruma Kurulu da birçok kararında açık rıza alınmış olsa bile, işveren-çalışan ilişkisindeki güç dengesizliği nedeniyle bu rızanın “özgür iradeye dayalı” kabul edilemeyeceğini vurguladı. Yani çalışan “kabul ediyorum” dese bile bu uygulama otomatik olarak hukuka uygun hale gelmiyor.
İstisna ne?
Sadece yüksek güvenlik gerektiren, sınırlı ve kritik alanlarda —örneğin veri merkezleri veya özel Ar-Ge birimleri gibi— ve başka hiçbir alternatifin olmadığı durumlarda biyometrik sistemlere sınırlı şekilde izin verilebiliyor. Belediyelerde rutin mesai takibi bu kapsamda değerlendirilmiyor.
Bu tablo karşısında sorular büyüyor:
Bir belediye başkanı, açık kanun hükümlerine ve yüksek yargı kararlarına rağmen bu uygulamayı nasıl sürdürebiliyor? Bu yetkiyi kim veriyor?
Kilimli’de yaşananlar, sıradan bir idari tercih değil; hukukun üstünlüğü ilkesinin test edildiği bir örnek haline gelmiş durumda. Eğer iddialar doğruysa, ortada yalnızca bir uygulama hatası değil, doğrudan kanunlara meydan okuyan bir yönetim anlayışı var.
Çağrı açık ve net:
Yetkili kurumlar göreve. Çünkü kanun, makamı ne olursa olsun herkes için bağlayıcıdır. Sessizlik ise bu tartışmayı daha da büyütecek gibi görünüyor.